Gerçekler... Şimdilik sözleşmemin müsaade ettikleri...

Evdeyken yatağımın başucuna astığım gösterilmesi için çok uğraştıgım, uğruna uyarı aldığım yazı ve orjinali.

Lütfen dinleyin beni... Dayanağım düşünmek ve düşündüklerimi iletmek. Ama her zaman birinci tercihim olan "konuşarak" daha doğrusu "birebir konuşarak" iletişim kurmak, çeşitli sebeplerden ötürü iflasın eşiğine geldi. Durum aslında o kadar da karamsarlık gerektirecek büyüklükte olmamasına rağmen, uğrunda çabaladığım şeylere yetmemeye başlaması sebebiyle önem arz etmekte. Konuşma uçup gidiyorsa, işte size yazı. Kalsın, anlaşılmayan yerler tekrar gözden geçirilsin, hazmedilsin, olmuyorsa yeniden denensin. 70. günde ben de bir şeyleri (duygularımı, düşüncelerimi, üzüntülerimi, sıkıntılarımı (maalesef mutluluklarımı, güzel anlarımı değil)) yazarak aktarmak zorunda kaldım ya, e hadi hayırlısı!.. Kötü günlere hazırlıklı olunması gerektiğini baştan beri düşünüyor ve dile getiriyordum. Ama bu kötü günler programdan çıktıktan sonra başımıza gelecek, zaten tanınmış (henüz kendimi pek de "ünlü" addedemiyorum (!)) kişilerin hep başında olan ama bizim (biz; ekranın önüne oturan, gazeteyi, dergiyi elinde tutan, vb,vb...) göz ardı ettiğimiz sıkıntılardı (sıkıntılar; söylemediklerinin ve yapmadıklarının, söylenmiş ya da yapılmış gibi gösterilmesi ya da söylediklerinin ve yaptıklarının yanlış anlaşılmaya mahal verebilecek şekilde cımbızlanarak ve/veya çarpıtılarak aktarılması... Amaç; meraktan kaynaklanan "reyting"i pompalamak)... Ancak ne oldu? Programdan çıkmaya ne hacet? Dışarıdaki "tecrübeli" magazin medyası mensuplarına ne hacet? Henüz "ev"deyken kendi "arkadaş"larımız bu görevi üstlendiler, bu yarışmayı bir "yarışma" olarak görmediklerini söyleyen "masum", "mazlum", "mağdur" "arkadaş"larımız...

Bakın ey sevgili "hazır lokmacı" "zahmeti sevmeyen" birazcık "akıl yürütmeyi" zahmetli bulan insanlar;... Yolunuz yol değildir. Lütfen her konuda, bilimsel olmak, doğruyu bulmak adına şüpheci ve açık görüşlü olun! Kendi gözlerinizle görseniz bile, kendi kulaklarınızla işitseniz bile, bizzat tüm varlığınızla şahit olsanız bile, konuyla ilgili tüm tarafları, baskısız ortamda dinlemeden, olayları derinlemesine araştırmadan ve hür vicdanınızla baş başa kalmadan asla dönüşsüz bir yargıya varmayın. "Her şey her zaman göründüğü gibi olmayabilir!" Bu hafta 3. biriciliğimi elde ettim. İlk ikisinde çektiklerim beni yeterince ürküttü; çıkışta başıma gelir zannettiğim şeyler çok düzenli bir şekilde bir bir başıma gelmeye başladı. Ben başta suskun ve silik değildim. Ben ortalarda kendini gösterme çabalarına girmiş değildim. Ben sonraları önde gittiğimin farkında olup da rahat rahat ukalalık yapan biri değildim, ve ben son iki haftadır izlediğiniz (okuduğunuz - duyduğunuz - gördüğünüz) gibi; elinde bıçakla "zavallı masum madurelere" tehditler savuran, para için dostluklarını satan, oda arkadaşlarının en mutlu günlerinde onları ağlatmak için çaba sarfeden biri değilim (Bilemiyorum bu haftaki birinciliğim bu "güzel" sıfatlarıma hangi yenilerini ekler (!)?)! Şunu unutmayın ki size ne "haber olarak veriliyor/izlettiriliyorsa" onu alıyor, onu biliyorsunuz. Asla gerçek bizleri değil! Beni tanıyanların, sağduyu sahibi insanların hemen kavrayacağı, "kara melek" dizisinin evdeki "sarı" versiyonuna kanmayın! Kötülüğe, ihanete, güvensizliğe, riyaya, menfaat işbirliklerine izin vermeyin. Ben başta da - ortada da - şimdi de aynı karaktere, aynı özelliklere (bilenin zaten bildiği ve tanıyanın öğrendiği) sahibim. Bu aslında sizi ilgilendirmeyen, benim susarak içimde halletmeye çalıştığım, basit konu, maalesef "cürmünü" aşmış, etrafında gereksiz yangınlar çıkartmaya başlamıştır. Son geldiği noktada durmasını diliyorum. Ve umarım bu basit örnek bundan sonraki gerçek hayatlarınızda size, olayları çok daha başka gözlerle

{ incelemeyi
{ görmeyi öğretir...
{ değerlendirmeyi

Hiçbir konuda hazıra tamah etmemeniz ve her zaman doğruya ulaşmak için gerekli çabayı göstermeniz dileğiyle.

 

Eray Sezer
21.04.2001


  Bu sitenin tüm hakları Eray Sezer tarafından saklıdır.
Ayrıntılı bilgi için reha@eraysezer.com